31 Ekim 2005

Maelzel'in Satranç Makinesi; Türk.


Bu otomat, ilk satranç otomatlarından birisidir ancak otonom değildir. Bir ilüzyondur. İlk yaratıcısı Von Kempelen 1770 yılında bu otomatı ilk olarak Avusturya kraliçesi Maria Theresa'nın beğenisine sundu. Daha sonra bir Avrupa turuna çıkan The Turk aralarında Benjamin Franklin'in de bulunduğu dönemin ünlü simalarıyla maç yaptı ve çoğunu kazandı. Von Kempelen Türk'ü de alarak kenara çekildikten sonra uzun müddet bu otomatın nasıl çalıştığına dair tartışmalar yaşadı Avrupa. Freiherr Joseph Friedrich zu Racknitz, Türk'ün bir kopyasını yaratıp nasıl çalıştığını çözmeye uğraştı ve bir sonuca vardı, ki doğruya çok yaklaşmıştı. Türk'ün içerisinde ya bir cüce yada bir çocuk saklanıyor ve oyunu o oynuyordu!

1804'te Von Kempelen'in ölümünden sonra, bahtsız Türk bir çok elden geçip, müzik otomatları da yapan Johann Maelzel'in eline geçti. Bütün bu el değiştirmeler sırasında hakkındaki gerçek bir türlü ortaya çıkamayan Türk, hala üzerindeki büyüyü korurken Maelzel tarafından iyi bir finans kaynağına dönüştürüldü. Dönemin en önemli insanı Napoleon Bonaparte'la Schönbrunn Sarayı'nda karşılaşan Türk, Napoleon'u 24 hamlelik bir maç sonucunda yener. O dönem Avrupa'yı titreten insanın bir otomata yenilmesinin Türk'ün ününe ün kattığını söylemeye gerek yok sanırım. Gerçi Napoleon'un ünlü vecizinden yola çıkıp, kendisinin satranç oyunculuğu hakkında hiçbir bilgim olmamasını da eklersek, maçın satıldığı ve hasılatın paylaşıldığını iddia etmekten geri kalamayacağım.

Bir süre daha Avrupa satranç arenasında boy gösterdikten sonra Amerika turnesine çıkar 1835'te Edgar Allan Poe'nun bir iki maçını izledikten sonra edindiği izlenimleriyle bir ilüzyon olduğunu ifşa eden öyküsü Türk'ün ününe gölge düşürdüyse de Türk'ün sonu Maelzel'in yardımcısı ve bilinenler ışığında Türk'ün içinde bulunan satranç oyuncusu olan Wilhelm Schlumberger'in ölümüyle başladı. Schlumberger'in ölümünden bir iki sene sonra da Maelzel öldü ve Türk bir daha turneye çıkamadı.

İşin ilginç tarafı, Schlumberger sarı hummadan, Maelzel aşırı alkolden ve Poe'da aşırı alkol ve uyuşturucudan öldüler. Türk ise bir müddet inzivaya çekilip, orası burası kurcalanıp herşeyi ortaya çıktıktan sonra bu utanca dayanamayıp ölmeye karar verir, ancak kendisini yakmak isterken 1854 büyük Philedelphia yangını başlattığını halen kimseler bilmez.

Bu solda gördüğünüz illüstrasyon ise Türk benzeri başka bir otomat. Kendisi Ajeeb, o da bir ilüzyondu. Türk'in başarısından etkilenilip 1868'de yapıldı. O da bir çok ünlüyle maçlar yaptı. Houdini, Theodore Roosevelt bunlardan bazıları.
1890'a kadar gerçek bir satranç otomatı yapılamadı. O yıl El Ajedristica, Luis Torres y Quevedo tarafından yapıldı. El Ajedristica gerçek bir otomattı, içinde ne cüce, ne çocuk ne de yetişkin bir satranç oyuncusu bulunmuyordu. Ancak öncülleri kadar fazla hamle yapamıyordu, daha ziyade bazı kapanışları yapmakla mükellefti. Öncüllerinin ilüzyon olması, onun büyük bir başarı olduğunu malesef gölgelemişti.

devamı...

30 Ekim 2005

Robotlar ve Yapay Zeka III

Bilim, sınırları zorlayarak hayal edilene ulaşmaya çalışırken, sınırlama olmayan bilimkurgu dünyası 1800lerde robotların parlak geleceğini fazla keşfedememişti.

Poe'nun 1835'de yazdığı makale-öykü Maelzel'in Satranç Makinesi ( Kaldı ki bu otomatın hikayesi gerçekten ilginçtir, onu başka bir yazıda aktaracağım ), bir bilimkurgudan daha ziyade bir polisiye(?) olsa da otomatlardan bahseden ilk hikayelerden birisi olarak önemlidir.
Edward Sylvester Ellis'in, 1865'te yazdığı Buhar Adam'ı insan formunda mekanik bir robotu ilk tanımlayan romandır. Bu romandan 7 sene sonra buhar adam'ın yayın haklarını satın alan Frank Reade Sr. ikinci Buhar Adam'ı sunar, biraz daha gelişmiş bir buhar makinesiyle. Arkasındanda Buharlı At'ı. Hatta ikisini kapıştırır ve tabiki at kazanır! Yeni geliştirilmeye başlanan otomobillerin etkisinde kalmış olma ihtimalleri oldukça yüksek olan bu hikayeler, tefrika halinde dergilerde yayınlanmıştı. Frank Reade Sr.'ın oğlu Frank Reade Jr., bu başarıyı yeni gelişmekte olan teknolojiye uyarlamakta sakınca görmemiş ve 1885'te Elektrikli Adam'ın maceralarını yayınlamaya başlamıştır.

Ara ara otomatlarla ilgili bir iki kısa hikaye yayınlanmış olsa da 1800ler robotları ıskalamıştır. 1800lerin sonunda ve 1900lerin başlarında robotlar biraz daha ağırlık koymaya başladı. 1899'da H.G. Wells, Uyuyan Uyanıyor adlı romanında bir robot hemşireye yer vermiştir. 1901'de L. Frank Baum, Oz Büyücüsü adlı çocuk hikayeleri serisinde Teneke Adam'ı yaratarak bir robot daha ekledi literatüre, insandan robota evrilen bir varlık olarak. Teneke adam aslında bir ormancıydı ancak sevdiği kızla evlenmeye çalıştığı her seferinde bir organını kaybetmişti ve demircinin yardımıyla tenekeden tekrar yaratılmıştı. Ancak demirci ona bir kalp vermeyi unuttuğu için o kızı bir daha asla sevememiştir. Acıklı... 1909'a gelindiğinde Ambrose Bierce yaratıcısını öldüren bir satranç otomatını anlattığı Moxon's Master'ı yazdı. Okuma fırsatı bulamadım ama gerçekten ilginç bir kurgu. Satranç maçını kaybedince gurur mu yaptı bu otomat diye merak ediyor insan.
İngilizcesini buradan okuyabilirsiniz.

devamı...

26 Ekim 2005

TMA?

Wikipedia'da TMA'i aratınca karşıma çıkan ile, Clarke'ın yazdığı Kubrick'in yönettiği 2001: A Space Odyssey arasında bir bağlantı var mıdır diye düşündürdü beni gece vakti.

TMA: Trimethoxyamphetamine. Kendisi psychedelic ve halüsinatif bir uyuşturucu.

TMA: Tycho Magnetic Anomaly . Ki kendisi Tycho Tektaşı sayesinde gerçekleşiyor.

Tabi Clarke'ın bahsettiği, Ay yüzeyindeki Tycho kraterinde bulunması varsayımıyla sunduğu bir kurgu. Ama uykusuzken insanın beyni farklı çalışıyor sanırım, ama emin değilim.

devamı...

Robotlar ve Yapay Zeka II

Bilimkurgunun sınırsızlığında bir adım daha atmadan önce gerçek dünyaya biraz bakalım...

Bir şekilde ateşi icat ettikten, alet yapmayı öğrendikten sonra yerleşik bir düzene geçip tarım yapmayı düşünen atalarımız ufak bir sorunla karşılaştılar. evet ürünlere sahip olmak güzel ama bu ürünleri nasıl takas edeceğim? Benim bir sürü elmam var, kaç elmam olduğunu nereden bileceğim, takas ederken kaç inekle takas edeceğim ve bu karşımdaki herifin beni kazıklamadığından nasıl emin olacağım? O an TMA-1( Tycho Tektaşı ) neanderthallere indiği gibi homo sapiens'e inmediğine göre sayı saymayı kendimiz bulmuş olmalıyız ki bulduk da. Kafamız karıştı önce, bu sayılar ne kadar da çoktu, iyi ama ben bir sürü elmamdan bir sürü elma verdiğimde kalan elmalarımı nasıl hesaplayacağım? Bu sorunlar iki sonuca neden oldu ki ikisi de yaşadığımız dünya için olabildiğince önemli; birincisi sayı saymayı ve aritmetiği bulduk. Gerçi aritmetik kesinlikle soyut değildi, sayıları somutlaştırmak için pek çok yöntem bulmuştuk;ipler, çubuklar,kil tabletler. Somut nesneleri çıkartıp topladık uzun müddet. İkincisi ve belki de en önemlisi muhasebeciler doğdu.

Uzun müdddet bu sistem işledi, iki farkla; rakamları keşfetmek ve aritmetiği somuttan soyuta dönüştürmek. Abaküsü bulduk rakamlarımızı kontrol etmek için, bir de daha büyük bir muhasebeci sınıfı oluşturduk bu arada. Geliştikçe ihtiyaçlar arttı, ihtiyaçlar arttıkça da çözümler. şehirler kurduk, kanunlar yazdık, kanunlara uymayanları öldürdük, arada bol bol savaştık öyle böyle 17. yüzyautomatic calculatorıla geldik. Artık aritmetik hesaplar havsalamızın alamayacağı kadar karmaşıklaşmıştı, yeni bilimdallarının matematiğe olan ilgisi ve sevgisinin ve zorunluluğunun da sayesinde. Wilhelm Schickard 1623'te ilk hesap makinesini icat ettiğinde bunun muhasebecilerden daha ziyade bilimadamlarının işine yarayacağını düşünmüş olmalı ki Keppler'e astronomi hesaplarında nasıl kullanılabileceğine dair bir mekdifference enginetup göndermişti. Böylece hesap eden makinelere kavuştuk, tabi hesap edeceği şeyler için bir iki çark çevirmek zorundaydık. İki yüzyıl kadar da bu hesap eden makineleri geliştirmekle harcadık. 1833'de Charles Babbage yeni bir makine icat etti ve günümüz bilgisayarlarının mantığına ilk adım atılmış oldu. ffiiiyyuu ne çaba, türümüz yaklaşık 60.000 yıldır bu dünyada, bilgisayara ulaşabilmek için bunun %99.996777 sini harcamışız. Hayal kırmaya gerek yok, son 100 yıl içinde varlığımızın %99.997 sinde beceremediğimizi inanılmaz boyutlara getirmeyi becerdik.

Analog BilgisayarEndüstriyel Robot KoluHesap kitapla bu kadar uğraşırken mekanikte o kadar boş durmadık. Kendimizin kullandığı onlarca alet ürettik ama hesap etme işini üzerimizden atınca, bu aletlerin bizsiz de çalışabileceğini algılamamız uzun sürmedi. Önceleri bilimkurgu eserlerindeki robot kavramı bir pazarlama aracı olarak kullanıldı. 1938'de Westinghouse firması, yürüyebilen, konuşabilen, kafasını ve kollarını oynatabilen Elektro ismElektroiyle anılan 8 robot yarattı. 1940'da ise Sparko isimli havlayabilen bir köpek! 1962 yılında ilk defa işe yarayacak robotlar için çalışılmaya başlandı. Bunlar aslında sadece birer aletti, ancak farklı programlarla farklı işlemler gerçekleştirilebilirdi ki bugünkü çılgın tüketim toplumumuzun yaratılmasına büyük yardımı dokunan Henry Ford hayatta olsaydı gözleri yaşarırdı. Tabi yine 1940larda ilk kendi kendine karar verip uygulayabilen robotları geliştirmeye başladığımızı da unutmamak lazım... Verebileceği kararlar bizler tarafından belirlenmiş olarak. Endüstriyel robotlar kendi çaplarındaki kısa evrimlerini tamamlamış görünüyor ama dışarıdan müdahale olmadan davranan robotların geliştirilmesine devam ediliyor. Bilgisayarlar artık hayatın önemli bir parçası, hala sadece hesap etme işlevi ağırlık taşısa da yapay zeka çalışmaları ilerlemeye devam ediyor.

Bu noktada bilimkurgunun, bilime yön verdiğini iddia etsem abartmış olmam herhalde. Isaac Asimov ve 3 robot yasası, Arthur C. Clarke ve HAL, Douglas Adams ve Marvin, Philip K. Dick ve replicantlar...

Robot ve Yapay Zeka bizim için çok yeni kavramlar, var olma sürecimizin sadece %0,0016777 gibi kısa bir süredir gündemimizdeler. Poe; "düşlerin tek gerçeklik olduğuna inananlar'a adıyorum" der kısa öyküleri için. Düşler gerçek oluyor, olmaya devam edecek.

devamı...

24 Ekim 2005

Bilimkurgu temaları;Robotlar ve Yapay Zeka I

Robotlar, androidler, cyborglar... 30 yıldır hayatımızın içinde, bir parçası olan robotlar, bilimkurgu edebiyatı oluşmadan önce fantastik birer organizma olarak yaratıldılar.

Mary Shelley ve Frankenstein



Herhalde dünya üzerinde Frankenstein'ı duymayan kalmamıştır. Mary Shelley'in 1818'de yazdığı romanı hemen hemen bütün sanat dallarında yeniden yorumlanmış, fiziksel özellikleriyle ürkütücü olan insanlara sıfat olarak yakıştırılmıştır. Aslında Frankenstein yaratıcının adıdır ancak yaratık da onunla özdeşleştirildiği için mi bilinmez aynı adla anılmaktadır. Dr. Frankenstein insan parçalarını birleştirerek, devasa makinesinden aldığı enerjiyle hayata getirir; bir nevi tanrıdır artık kendisi, ancak yaratığın kendi benliği olduğunu anlayamayacak kadar yarattığına hayran olmaktadır. Belkide ilk yapay zeka örneğidir kendisi. Tabi kafası kullanıla arkadaşın bu konuda fikirleri nedir bilemem. :-)


Gustav Meyrink ve Golem


Golem, Yahudi efsane kahramanıdır. 1915'de Gustav Meyrink ona farklı bir yorum getirmiştir, göğsüne yerleştirilen bir yıldızla hayata gelir, yıldız çıkarılınca hareketsizleşir. Golem insanların hayatına yardımcı olmak için vardır, koruyucudur ancak yine korkutucudur. Golem'in kendi karar mekanizması yoktur Frankenstein gibi. Çek oyun yazarı Karel Capek'in bütün dillere kazandırdığı robot( hemen hemen tam karşılığı; zorla çalıştırılan,işçi ) kelimesine en fazla uyan yaratılardan birisidir Golem.


Bu iki kitaptaki robotlar bugün algıladığımız robot kavramına uymasalar da, bilimkurgunun gelecek öngörülerinde önemli yer tutan, robotların insanlığa zarar vermesi(verebileceği) kurgusunu taşıyan ilk yapıtlardır belkide.

1920 yılında sinemaya 2. kez aktarılan Golem'i izlemenizi tavsiye ederim. Filmin seti için sil baştan bir kent yaratılmış. Bu kentteki yapılarda bir tane bile birbirine dik duvar yoktur. Bugüne kadar gördüğüm en etkileyici dekorlardan birisidir. imdb

devamı...

20 Ekim 2005

Her Otostopçunun Galaksi Rehberi.




Panik Yapmayın.
Yeni tanıştığım birisi sayesinde hatırladım. Yıllar önce okumuş ve beynimin karanlık köşelerinden birisine gömmüşüm. Okudukça hatırladım, hatırladıkça gülümsedim. Bir "Bilim"-kurgu olmasa da bilimkurgudur ve hayatın bu harala gürelesi içerisinde hayatın bu kadar anlamlandırılmasına gerek olmadığını, anlamlandırsam bile anlamını her an yitirebileceğini tekrar anımsamama yardımcı olmak gibi büyük bir misyon üstlendi.
Hatırlamama vesile olan kişiye teşekkür borçluyum.






Hayat, Evren ve Herşeyin Yanıtı :
Hem sarı hem de tehlikeli olan şey nedir?
Yedi kere altı?
Bir adam hayatında kaç yoldan geçmelidir?

Bunlara benzer pek çok soru için link

2005 yapımı filmin linki.
Özellikle oyun kısmındaki büyük ihtimalle galaksinin en zor puzzle'ını çözmeye çalışmanızı tavsiye ederim.

devamı...