14 Ağustos 2006

Bütün öyküler bilimkurgu öyküleri gibi yazılsaydı?

Şans eseri bulduğum, bazı bilimkurgu yazarlarının sıklıkla başvurduğu teknolojiyi açıklama tarzlarıyla eğlenen bir öykü. Mark Rosenfelder tarafından yazılmış. Oldukça hoşuma gitti, geleceğin bilimkurgu yazarlarına da ufak bir ders olur :-)

Öykünün orijinalini bu sayfadan okuyabilirsiniz.

Roger ve Ann'in San Fransico'da Sergey ile buluşması gerekiyordu.

"Trenle mi, buharlı gemiyle mi, yoksa uçakla mı gitmeliyiz?" dedi Ann.
"Trenler çok yavaş ve buharlı gemiyle bütün Güney Amerika'yı geçmemiz aylar sürebilir, uçakla gideceğiz" diye cevapladı Roger.

Roger kişisel bilgisayarını kullanarak merkezi ağa bağlandı ve kimliği doğrulanırken beklemeye başladı. Bir iki tuşa basarak elektronik bilet sistemine bağlandı ve gideceği yerin kodlarını girdi. Kısa bir süre sonra bilgisayar o yöndeki bütün uçuşları listeledi ve Roger en yakın uçuşa iki bilet aldı. Kişisel hesabındaki dolarlar anında biletlerin karşılığını ödemişti.

Şehir mono ray sistemini kullanarak uçakların kalktığı havaalanına ulaştılar. Ann, onu hiçbir genetik değişime ihtiyaç duymadan çekici gösterecek hafif, polikarbon bazlı yapay kumaştan tişört ve koyu mavi dokuma kumaş pantolondan oluşan seyahat kıyafetlerini giydi. Zaten çekici olan kahverengi saçlarına dokunmadı.

Havaalanınına vardıklarında Roger kimlik belgelerini havayolu şirketinin görevlisine uzattı. Görevli kendi bilgisayarından bilgileri kontrol etti ve Roger ile Ann'in uçağa geçebilmelerini sağlayacak uçuş belgelerini hazırladı. Bütün uçuşlardan önce yapılan güvenlik kontrolüne girdiler. Uçakta onlardan ayrı, basıncı eşitlenmemiş alanda yolculuk edecek bagajlarını başka bir görevliye teslim ettiler.

"Sence pervaneli bir uçak mıdır? Yoksa şu yeni jetlerden birisi midir?" diye sordu Ann.
"Kesinlikle bir jettir" diye cevap verdi Roger. "Pervaneli uçakların modası çoktan geçti. Diğer taraftan roket mühendisleri hala deneysel çalışmalar yapabiliyor. Dediklerine göre roket teknolojisi geliştiğinde uçuşların süresi bir saati bulmayacak. Halbuki biz jetle dört saate yakın uçacağız."

Kısa bir süre bekledikten sonra diğer yolcularla beraber uçağa götürüldüler. Uçak yüzlerce metre uzunluğunda, parlak kanatlarında dört adet jet motoru bulunan devasa bir çelik yığınıydı. Pilot kabinine göz attılar. İki pilot uçağı uçurabilmeleri için gerekli alet yığınını inceleyerek konuşuyordu. Roger uçağı kendisinin uçurmak zorunda olmamasına sevindi. Böyle bir şeyi becerebilmek için yıllarca sürecek zorlu bir eğitim gerekiyordu.

Şaşırtıcı derecede büyük yolcu alanında yumuşak koltuklar ve 11 km. yükseklikten, saatte 800 km. hızla giderken manzarayı izleyebileceğiniz pencereler yer alıyordu. Tavanda kabin içindeki basıncı eşitlemek ve stratosferin soğukluğundan korunmak için basınçlı hava üfleyen havalandırma kanalları vardı.

Uçak kalkmadan önce; "Biraz gerginim" dedi Ann.
"Endişelenecek bir şey yok" diye teskin etti onu Roger, "Bu uçaklar sürekli uçuyorlar. Kara taşıtlarıyla yolculuktan daha güvenli bir yolculuk yapacağız."

Roger, Ann'i teskin etmesine rağmen, pilot uçağı yerden kaldırıp yeryüzünden uzaklaşana dek gergin olduğunu kendisine itiraf etmeliydi. Roger ve diğer yolcular uzun süre pencerelerden dışarıyı seyrettiler. Zorlukla da olsa, aşağıdaki evleri, çiftlikleri ve hareket eden araçları ayırt etmeyi başarıyordu.

"Tahminimden daha fazla insan San Fransisco'ya gidiyor" dedi Roger.
"Belki bazıları başka yerlere gidiyordur." diye cevapladı Ann. "Biliyorsun her yerden uçakla taşımacılık yapmak büyük bir maliyet. Bu yüzden transfer noktaları oluşturuldu, ufak şehirlerden gelenler önce bu transfer alanlarına geliyor ve oradan diğer yerlere ulaşıyorlar. Şanslıyız ki sen bizi doğrudan San Fransisco'ya götürebilecek bir uçuş buldun"

San Fransisco havaalanına vardıklarında havayolu şirketinin görevlileri bagajların doğru kişilere verildiğinden emin olmak için kullanılan numaralı etiketleri kontrol ederek onlara teslim etti.

"Başka bir şehre geldiğimize inanmak zor geliyor" dedi Ann. "Sadece dört saat önce Chicago'daydık."
"Daha şehirde değiliz" diye düzeltti Roger. "Olası kazaların zararını azaltmak ve büyük miktarda boş alana duyulan ihtiyaç dolayısıyla şehrin dışında yapılmış olan havaalanındayız. Ufak bir araç bulup şehre gideceğiz."

Hidrokarbon enerjili yer taşıtlarından birine binmek için kuyruğa girdiler. Elektronik ödeme yapılamayacak kadar düşük bir ücret olduğundan taşınabilir madeni dolarlarla ödeme yaptılar. Sürücü aracını şehre yöneltti. Sadece 100 km hızla gitmesine rağmen, araç beton yol yüzeyinden sadece bir metre yüksekte gittiği için daha hızlı gidiyorlarmış hissine kapıldılar. Roger Ann'e baktı, hızın onu uyaracağını düşünüyordu ama Ann yolculuğun keyfini sürüyor gibiydi. Zeki olduğu kadar oyunbaz bir kadın!

Sonunda sürücü aracı durdurdu, varmışlardı. Kendi kendine açılan elektronik kapılar Sergey'in evine hoşgeldiniz der gibi açıldılar. Bütün yolculuk yedi saatten az sürmüştü.

3 Comments:

Blogger yavuzselimk said...

Çok hoş olmuş :)

çevirenin ellerine sağlık o arada.

1:24 ÖÖ  
Anonymous Kobe said...

Çok hoş olmuş

9:08 ÖS  
Anonymous ceyhan said...

bu güzel paylasim icin tesekkür ederim

11:26 ÖS  

Yorum Gönder

<< Home